İçeriğe geç

Diyette koruk yenir mi ?

Kayseri’de Bir Yaz Akşamı ve İçimde Biriken Sessiz Soru

Kayseri’nin yazı, insanın içine işleyen bir sıcaklıkla gelir. Akşamüstü güneşi taş binaların üstüne vurduğunda, sanki şehir biraz yavaşlar. Ben o gün yine aynı yerdeydim; mutfağın penceresinden dışarı bakıyor, elimde boş bir su bardağıyla kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Diyete başlamıştım ve bu kelime, sandığımdan daha ağırdı. Sadece açlık değil, alışkanlıklarımı da elimden alıyordu.

Defterimi açtım. Yazmak bana hep iyi gelirdi. “Bugün dayanacağım,” diye yazdım. Ama içimde başka bir ses vardı, daha dürüst olanı: “Ne kadar dayanabilirsin?”

O an aklıma çocukluğum geldi. Koruk zamanıydı.

Koruk Kokusu ve Çocukluğun Ekşi Hatırası

Koruk… Henüz olgunlaşmamış üzümün o keskin, ekşi hali. Kayseri’nin bazı mahallelerinde hâlâ yaz sonuna doğru bağlardan toplanır. Annemin mutfakta korukları ezip suyunu çıkardığı günleri hatırlıyorum. Küçük bir tencerede kaynayan o ekşi suyun kokusu bile insanın ağzını buruştururdu ama bir o kadar da çekici olurdu.

Ben çocukken o ekşiliği bir oyun sanırdım. Annem “fazla içme, miden ağrır” derdi ama ben dinlemezdim. O zamanlar hiçbir şeyin hesabını yapmazdım. Kaloriler yoktu, diyet yoktu, sadece merak vardı.

Şimdi ise aynı koruk, zihnimde bambaşka bir soruya dönüşmüştü: Diyette koruk yenir mi?

Bunu ilk kez düşündüğümde gülümsedim. Ne kadar masum bir soru gibi görünüyordu ama aslında içimdeki bütün kontrol savaşının özetiydi.

Diyetle İlk Tanışma ve İçimdeki Boşluk

Diyete başladığım ilk gün çok kararlıydım. Tartıya çıkmıştım ve gördüğüm sayı beni sessizce yerime çivilemişti. Kimseye bir şey demedim. Sadece o gece telefonumda “başlıyorum” diye bir not açtım.

İlk günler kolaydı. Motivasyon dediğimiz şey insanı sarhoş gibi yapıyor zaten. Ama üçüncü gün geldiğinde mutfak daha farklı görünmeye başladı. Eskiden sıradan olan her şey, bir yasak listesine dönüşmüştü.

Ekmek bana uzak, tatlı bana düşman, akşam yemekleri ise sürekli bir hesaplaşma halindeydi.

Ve en kötüsü, küçük kaçamakların bile büyümesi.

Bir gün markete girdiğimde gözüm meyve reyonuna takıldı. Orada, cam kasenin içinde, hafif yeşilimsi koruklar duruyordu. Sanki beni çağırıyorlardı. O an içimde bir şey kıpırdadı.

“Diyette koruk yenir mi?” diye başlayan iç konuşma

Kasaya yaklaşmadan önce durdum. Elimde poşet yoktu ama sanki zaten bir şey taşıyormuşum gibi ağır hissediyordum. Koruklara bakarken kendi kendime fısıldadım:

Diyette koruk yenir mi?

Bu soru o kadar basit görünüyordu ki, gülmek istedim. Ama gülmedim. Çünkü cevap sandığım kadar basit değildi.

Bir yandan “meyve sonuçta” diyordum. Diğer yandan içimdeki disiplin sesi “ekşi şeyler iştah açar, dikkat et” diye uyarıyordu. Sanki içimde iki kişi vardı. Biri çocukluğum, diğeri yeni hayatım.

O an karar veremedim. Korukları almadım. Ama almamak da bir karar gibiydi ve garip bir şekilde içimde boşluk bıraktı.

Kayseri Sokaklarında Sessiz Bir Yürüyüş

Market çıkışı yürümeye başladım. Kayseri’nin akşam serinliği yavaş yavaş kendini gösteriyordu. İnsanlar işten dönüyor, çocuklar bisiklet sürüyor, hayat normal akıyordu. Ama benim içimde küçük bir fırtına vardı.

Kendime kızgındım.

“Bir koruk bile mi?”

Ama sonra başka bir ses devreye girdi. “Bu sadece koruk değil,” dedi içimden biri. “Bu, kendini kontrol etmeye çalıştığın hayat.”

O an fark ettim ki aslında açlıkla değil, alışkanlıklarımla savaşıyordum.

Defterimi açtım bir bankta oturup. Yazmaya başladım:

“Bugün koruk gördüm. Almadım. Ama içimde kaldı.”

Cümle basitti ama beni rahatsız edecek kadar gerçekti.

Gece ve Açlığın Sessizliği

Gece olduğunda işler daha zor olur. Çünkü gece, insanın kendine en çok yaklaştığı zamandır.

Evde yalnızdım. Mutfaktan gelen sessizlik bile bir şeyler söylüyordu. Buzdolabını açtım, kapattım, tekrar açtım. Sanki içeride başka bir hayat varmış gibi bakıyordum.

O an korukları düşündüm. O ekşi tat dilime gelmiş gibi oldu. Ve yine aynı soru:

Diyette koruk yenir mi?

Bu kez cevabı internetten değil, içimden aradım. Çünkü aslında aradığım şey bilgi değildi. Kendime izin verip veremeyeceğimdi.

Bir parça meyvenin bile suçluluk hissi yaratması bana tuhaf geldi. Ama bu diyete değil, kendime yüklediğim anlamlara bağlıydı.

Çocukluğumla Yetişkinliğim Arasında

Bir an gözlerimi kapattım. Annemin mutfağı geldi aklıma. Korukları ezdiği o eski tahta tokmak. Cam kasede yeşil su. Ve benim meraklı gözlerim.

O çocuk çok özgürdü.

Şimdi ise her şey ölçülü, planlı ve kontrollüydü.

Ama içimde bir yer, hâlâ o çocuğu özlüyordu.

Belki de bu yüzden koruk beni bu kadar etkilemişti. Sadece bir meyve değildi. Bir hatıraydı. Bir “yasak değilken nasıl hissettiğimi” hatırlatan küçük bir detaydı.

Kendimle Yaptığım Sessiz Anlaşma

Sabah olduğunda biraz daha sakin uyanmıştım. Tartıya çıkmadım. Kahve yaptım. Defterimi tekrar açtım.

Ve şunu yazdım:

“Belki de mesele koruk yemek ya da yememek değil. Belki mesele, kendime ne kadar sert davrandığım.”

O gün dışarı çıktım. Aynı marketin önünden geçtim. Koruklar hâlâ oradaydı. Ama bu kez farklı hissettim.

Onlara bakıp sadece şunu düşündüm:

Diyette koruk yenir mi?

Cevap artık o kadar önemli değildi.

Çünkü bazı soruların cevabı yiyeceklerde değil, insanın kendisiyle kurduğu ilişkide saklıydı.

O an küçük bir şey fark ettim. Diyet sadece bedenle ilgili değildi. Ruhun da açlığı vardı. Ve ben uzun zamandır onu görmezden geliyordum.

Umut, Küçük Bir Ekşilik Kadar Gerçek

O gün koruk almadım. Ama hayatımdan da çıkarmadım. Çünkü bazı şeyleri yasaklamak yerine anlamak gerekiyordu.

Kayseri’nin sokaklarında yürürken içimde garip bir hafiflik vardı. Sanki bir şey çözülmüştü ama adını koyamıyordum.

Belki de ilk kez kendime bu kadar dürüst olmuştum.

Ve fark ettim ki, değişim büyük kararlarla değil, küçük sorularla başlıyordu.

Bir koruğa bakıp kendine “Diyette koruk yenir mi?” diye sormak bile aslında bir yolculuktu.

Ben o yolculuğun henüz başındaydım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet giriş yap