Bir kelimenin peşine düşmek: Karen ne demek?
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Karen olmak ne demek ?
Bazen bir kelime, günün tamamını ele geçirir. Sabah uyanırsın, çaydanlığın sesi mutfakta uğuldar, camdan Kayseri’nin soğuk ama tanıdık havası içeri sızar… ama aklının bir köşesinde tek bir soru vardır: “Karen türkçede ne demek?”
O sabah tam olarak böyle uyandım. Defterim masanın üstünde açıktı, gece yarısı yarım bırakılmış cümleler, kenarına çizilmiş anlamsız karalamalar… 25 yaşındayım ve kendimi bildim bileli her şeyi yazıya dökerim. Ama bazı kelimeler var ki, onları yazmak yetmiyor; içini deşmek gerekiyor.
“Karen” kelimesini ilk kez bir kafede duydum. İki üniversiteli kız, kahvelerinin başında hararetle konuşuyordu. Biri gülerek “Tam bir Karen’di ya” dedi. Diğeri gözlerini devirdi. O an anlamadım. Sadece kelime kulağımda kaldı. Sanki yabancı bir ülkeden düşmüş, Kayseri’nin masasına yanlışlıkla konmuş gibiydi.
Ve o günden sonra içimde bir şey takıldı kaldı.
Şehirde sıradan bir gün
Kayseri sabahları hep biraz serttir. Rüzgâr yüzünü keser gibi eser, insanlar acele eder ama aceleleri bile düzenlidir. Ben o gün üniversiteye gitmedim. İçimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı. Sanki bir kelimeyi anlamazsam gün ilerlemeyecekmiş gibi.
Dolmuşa bindim. Cam kenarına oturdum. Yanımda orta yaşlı bir adam vardı, elinde poşet, yüzünde sabah yorgunluğu. Telefonumu çıkardım ve “Karen ne demek?” yazdım.
Ekranda çıkan ilk şeyler beni daha da şaşırttı: “zorba müşteri”, “haksız yere ayrıcalık isteyen kişi”, “her şeyden şikâyet eden kadın tipi”…
Bir an durdum. İçimde garip bir rahatsızlık hissettim. Çünkü kelimenin içinde bir insan vardı ama o insan artık bir karaktere dönüşmüştü. Sanki biri gerçek birini çizmiş, sonra onu bir memeye, bir şakaya, bir etiketin içine sıkıştırmıştı.
Defterimi açtım ve yazdım:
“Bir kelime bazen bir insanı küçültür mü?”
Cevap vermedim kendime.
Kayseri’de küçük anlar ve büyüyen merak
Merhaba! Inkjection sayfasının bu haftaki konusu “Karen türkçede ne demek”. Umarız faydalı bulursunuz!
Gün ilerledikçe “Karen” içimde büyüdü. Ders aralarında, kantinde, yürürken bile zihnimin arka planında o kelime vardı. Sanki görünmeyen bir şey, şehrin üstüne ince bir tül gibi yayılmıştı.
Arkadaşım Emre’yle kantinde otururken konuyu açtım.
“Sen biliyor musun Karen ne demek?”
Kaşığını çorbasında çevirdi, omuz silkti.
“İnternette görmüştüm. Şikâyet eden, her şeye itiraz eden tipler için kullanıyorlar.”
“Tip” dediği anda irkildim. Çünkü bir insanı “tip”e indirmek, onu gerçekliğinden koparmak gibi geldi bana. Sanki biri bir hayatı alıyor, içini boşaltıyor ve geriye sadece bir kelime bırakıyordu.
O an içimde bir hayal kırıklığı oluştu. Belki de gereksizdi ama çok gerçekti.
Akşam eve dönerken otobüste pencereye yaslandım. Dışarıda Kayseri’nin ışıkları akıyordu. İçimde tek bir düşünce vardı: İnsanları kelimelere sığdırmak ne kadar adil?
Sosyal medyada karşılaşma
Eve girdiğimde telefonumu açtım. Bir video önüme düştü. Bir markette bağıran bir kadın, kasiyere sert çıkışıyor. Altında yorumlar: “Tam bir Karen.”
Yüzünü gördüm kadının. Öfkeliydi. Belki haksızdı, belki yorgundu, belki hayatında kimse onu dinlememişti. Bilmiyorum. Ama yorumlar çoktan kararını vermişti.
“Karen.”
Tek kelime.
Ve o kelime, kadının bütün geçmişini silmiş gibiydi.
Defterimi açtım, elim titreyerek yazdım:
“Bir insanı tanımadan yargılamak ne zaman bu kadar kolay oldu?”
O gece uyuyamadım.
Anlamın kırılması
“Karen türkçede ne demek?” sorusunun cevabı teknik olarak basitti artık: Şikâyetçi, ayrıcalık isteyen, zorlayıcı kadın tipi.
Ama içimdeki anlam çok daha karmaşıktı.
Çünkü kelimeyi öğrendikçe, kelime bana insanları anlatmaktan çok insanları nasıl küçülttüğümüzü anlatıyordu.
Bir isim, bir hayatı taşıyabilir. Ama bir etiket, o hayatı taşıyamaz.
Bunu düşündükçe içimde bir kırılma hissi büyüdü. Sanki bir şeyler yanlış yapılıyordu ama kimse durup bakmıyordu.
Bir “Karen” sahnesi
Bir gün markete girdim. Kayseri’nin küçük bir mahallesindeki o eski market… floresan ışıkları biraz sarı, raflar biraz dağınık, kasiyer genç ve yorgun.
Önümde bir kadın vardı. Orta yaşlarında, elinde alışveriş sepeti. Kasiyerle fiyat konusunda tartışıyordu. Sesini yükselttiği an herkes döndü baktı.
“Bu fiyat yanlış, dün daha ucuzdu!”
Kasiyer sakin kalmaya çalışıyordu ama yüzü gerilmişti. Kadın ısrar ediyordu. İnsanlar arkada bekliyordu.
O an zihnimde o kelime yankılandı: Karen.
Ama bu kez farklı bir şey oldu. O kelimeyi kadına yapıştırmak yerine, durup onu izledim. Yüzündeki öfkenin altında bir yorgunluk gördüm. Belki ekonomik sıkışmışlık, belki evdeki başka bir baskı, belki sadece o gün taşan sabır…
Bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum: O kadın bir kelime değildi.
Kasadan çıktığımda içimde tuhaf bir ağırlık vardı. Sanki gördüğüm şey sadece bir tartışma değil, insanların birbirini nasıl hızla etiketlediğinin küçük bir örneğiydi.
Dışarı çıktım, hava soğuktu. Ellerimi cebime soktum ve yürümeye başladım. İçimdeki düşünce netleşiyordu:
“Bir kelime, bir insanı anlatmaya yetmez.”
İçimdeki ses
O gece defterimi açtım. Uzun uzun yazdım. Kayseri’nin sessizliği odama doluyordu. Sokaktan geçen arabaların sesi uzaktan geliyordu.
Kendime dürüsttüm:
Kızgındım.
Biraz da üzgündüm.
Çünkü “Karen” kelimesi bana sadece bir internet terimi gibi gelmiyordu artık. İnsanların birbirini görmeden yargıladığı bir aynaya dönüşmüştü.
Kendi hayatımı düşündüm. Beni de biri bir kelimeye sığdırabilir miydi? Sinirlendiğim bir anı çekip “işte bu” diyebilir miydi?
Evet.
Ve bu düşünce içimi daha da sıkıştırdı.
Umarız “Karen türkçede ne demek” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Inkjection ekibinden sevgilerle!
Türkçede karşılığı ve içimde bıraktığı his
“Karen türkçede ne demek?” sorusunun cevabı aslında sadece bir çeviri değilmiş. Bir kültürün, bir alışkanlığın, hatta bir bakış açısının yansımasıymış.
Türkçede birebir karşılığı yok. Ama insanlar onu “huysuz müşteri”, “her şeye itiraz eden kişi” gibi tanımlıyor. Fakat kelimenin taşıdığı şey bundan daha fazlası: bir etiketleme kültürü.
Ve ben bunu fark ettiğimde içimde garip bir boşluk hissettim. Çünkü insanlar birbirini anlamaya çalışmak yerine, daha hızlı yargılamayı seçmiş gibiydi.
Kayseri’nin sokaklarında yürürken bunu düşündüm. Soğuk rüzgâr yüzüme çarpıyordu ama içimdeki düşünce daha soğuktu:
Belki de en kolay şey, birini isimlendirmekti. En zor şey ise anlamaya çalışmaktı.
Bir kelimeden geriye kalan
Şimdi geriye dönüp baktığımda, “Karen” kelimesi bana sadece bir anlam öğretmedi.
Bana insanların ne kadar hızlı unutabildiğini, ne kadar hızlı hüküm verebildiğini ve en önemlisi, ne kadar az durup düşündüğünü gösterdi.
Defterimin son sayfasına şunu yazdım:
“Bir kelimeyi öğrenmek kolay. Bir insanı anlamak ise bazen bir ömür ister.”
Ve o gece, Kayseri’nin sessizliğinde ilk kez kelimelerden çok insanların ağırlığını hissettim.