Merhaba! Inkjection sayfasında bugün “Koruyucu ekipman çıkarırken ilk önce hangisi çıkarılır” konusunu tüm yönleriyle ele alıyoruz.
Kayseri’de Bir Hastane Koridorunda Başlayan Gün
Sabahın o erken saatleri… Kayseri’de hava henüz tam aydınlanmamıştı. Şehrin soğuğu insanın yüzüne ince ince bıçak gibi vururken, hastanenin kapısından içeri girdiğimde bambaşka bir dünyaya adım attığımı her seferinde yeniden hissediyordum. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı şeylere alıştığımı söyleyemem. Özellikle de o koridorların kokusuna… antiseptik, yorgunluk ve telaşın karıştığı o tuhaf kokuya.
O gün içimde garip bir ağırlık vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi. Günlüğüme yazmayı çok severim ama o sabah elim kaleme gitmedi. İçimde kelimeler değil, düğümler vardı.
Stajyer olarak bulunduğum enfeksiyon bölümünde işler her zamanki gibi yoğundu. Bir yandan hemşireler koşturuyor, bir yandan doktorlar hızlı hızlı kararlar veriyordu. Ama benim aklım başka bir yerdeydi: koruyucu ekipmanların içinde kaybolan yüzlerimizde.
O gün ilk kez, “Koruyucu ekipman çıkarırken ilk önce hangisi çıkarılır?” sorusunun sadece bir bilgi olmadığını, bir hayat refleksi olduğunu anladım.
Koruyucu Ekipmanların Sessiz Ağırlığı
O beyaz önlüklerin, maskelerin, eldivenlerin ve yüz siperliklerinin aslında sadece fiziksel bir koruma olmadığını o gün daha derinden hissettim. Onları giydiğinde dünya ile arana bir mesafe giriyor. Sanki hem hastalıklardan hem de duygulardan korunuyorsun.
Ama çıkarmak?
İşte orası en kırılgan an.
Bir gün önce acil servise ağır bir enfeksiyon şüphesiyle bir hasta gelmişti. Yaşı benden biraz büyüktü. Gözlerinde sürekli bir “anlaşılamama” ifadesi vardı. Onun odasına her girişimde kendimi başka bir dünyaya geçiyormuş gibi hissediyordum.
Koruyucu ekipmanları giyerken her şey netti. Sıra sırası belliydi. Ama çıkarmak… çıkarmak her zaman daha zor geliyordu bana. Çünkü her çıkarışta biraz daha “dokunulabilir” hale geliyordun.
Ve bu, insanı savunmasız hissettiren bir şeydi.
O Gün: Bir Hatanın Eşiğinde
O sabah, kıdemli hemşire Ayşe abla bana seslendi:
“Bugün sen de ekipmanı çıkarma sürecine eşlik edeceksin.”
Kalbim hızlandı. Sanki bir sınavın içine itilmiş gibiydim.
Odaya girdik. Hasta stabil hale gelmişti ama izolasyon devam ediyordu. İçeri girerken giydiğimiz koruyucu ekipmanlar bizi tamamen kaplamıştı: eldivenler, N95 maske, koruyucu gözlük, önlük…
Zaman yavaşlıyor gibi hissettim.
İşlem bittiğinde çıkma zamanı gelmişti. Ve işte o an, Ayşe abla bana baktı:
“Koruyucu ekipman çıkarırken ilk önce hangisi çıkarılır, biliyor musun?”
Bir an durdum. Bildiğimi sandığım şey zihnimde dağıldı. Kitaplarda okumuştum. Ama orada, o gerçek ortamda, bilgi ile sorumluluk arasında büyük bir fark vardı.
Sessizlik oldu.
Kalbimin sesini duyabiliyordum.
İlk Adımın Önemi: Eldivenler
“Eldivenler,” dedi Ayşe abla sakin bir sesle.
O an anladım ki en kirli kabul edilen ve en çok temas eden yüzey ellerdi. Eldivenler, tüm sürecin yükünü taşıyordu. Dokunduğun her şey onların üzerindeydi.
Onları çıkarırken bile dikkat etmek gerekiyordu. Çünkü yanlış bir hareket, tüm korumayı anlamsız hale getirebilirdi.
Eldivenleri çıkardığım an, sanki üzerimden görünmez bir yük kalktı. Ama aynı zamanda bir boşluk hissi geldi. Garipti… rahatlama ve tedirginlik aynı anda.
O sırada hastanın gözleri bana çevrildi. Bir şey söylemedi ama bakışı içime işledi.
O bakışta korku vardı. Ve biraz da umut.
Katman Katman Soyunmak
Eldivenlerden sonra süreç devam ediyordu. Ama benim içimde başka bir süreç başlamıştı: farkındalık.
Koruyucu gözlüğü çıkarırken ellerim biraz titredi. Çünkü artık yüzüm kısmen açığa çıkıyordu. Dünya beni daha net görmeye başlıyordu. Ben de dünyayı.
O an düşündüm: İnsan sadece hastalıklardan değil, duygulardan da korunmak istiyor.
Ama bu mümkün değil.
Gözlüğü çıkarırken hastanın nefes alışını duydum. O ses, metal bir odanın içinde yankılanır gibi zihnime kazındı.
Maskeye geldiğimde ise içimde bir sıkışma oldu. Sanki sadece bir ekipmanı değil, bir mesafeyi de çıkarıyordum. Kendim ile dünya arasındaki son bariyerlerden biri kalkıyordu.
Nefes almak değişti.
Daha çıplak, daha gerçekti.
En Zor An: İçimdeki Sessizlik
Önlüğü çıkarmadan önce bir an durdum.
Ayşe abla bunu fark etti.
“Ne hissediyorsun?” dedi.
O an kelimeler boğazıma düğümlendi. Çünkü hissettiğim şey tek bir duygu değildi. Bir karışımdı: korku, yorgunluk, hafif bir hayal kırıklığı ve tuhaf bir umut.
“Bilmiyorum,” dedim sadece.
Gerçekten bilmiyordum.
Önlüğü çıkarmak, tüm sürecin kapanışıydı. Ama içimde bir şeyin kapanmadığını hissediyordum.
Sanki o hastanın bakışı hâlâ üzerimdeydi.
Kayseri’nin Soğuk Akşamına Açılan Kapı
Hastaneden çıktığımda hava kararmıştı. Kayseri’nin soğuğu yeniden yüzüme çarptı. Ama bu kez farklıydı. Sanki içeride bıraktığım şey sadece bir gün değil, bir parçamdı.
Ellerime baktım. Eldivenler çıkmıştı ama hissi hâlâ oradaydı.
O gün eve dönerken otobüste camdan dışarı baktım. Işıklar, insanlar, hayat… Hepsi normal akıyordu. Ama ben normal değildim.
Kafamın içinde tek bir soru dönüp duruyordu:
“Koruyucu ekipman çıkarırken ilk önce hangisi çıkarılır?”
Ama artık bu soru benim için sadece bir prosedür değildi. Bir hatırlatmaydı. Her katmanın bir anlamı, her hareketin bir sonucu vardı.
Gece ve Günlük: İçimde Kalanlar
Eve vardığımda sessizlik beni karşıladı. O sessizlik bazen iyi gelir insana ama o gece ağırdı.
Defterimi açtım.
Uzun zamandır ilk kez yazmaya başladım.
Bugünü yazarken ellerim yavaşladı. Çünkü kelimeler bile yaşadıklarımı tam anlatamıyordu.
Hastanın bakışı, Ayşe ablanın sesi, eldivenlerin çıkarıldığı o ilk an…
Hepsi zihnimde birbirine karışıyordu.
O an fark ettim ki bazı şeyler öğrenilmez, yaşanır.
Ve bazı soruların cevabı, sadece bilgi değildir. Aynı zamanda bir hisdir.
Bir Öğrenmenin Bende Bıraktığı İz
O günden sonra her koruyucu ekipman giyişimde ve çıkarışımda içimde küçük bir sessizlik oluştu. Artık her adımı daha dikkatli atıyordum.
Eldivenleri çıkarırken sadece bir prosedürü değil, bir sorumluluğu hissediyordum.
Gözlüğü çıkarırken sadece görüşümü değil, bakışımı da fark ediyordum.
Maskeyi çıkarırken ise nefesin ne kadar değerli olduğunu hatırlıyordum.
Ama en önemlisi şuydu: artık hiçbir şey bana “sadece bir işlem” gibi gelmiyordu.
Her şeyin içinde bir insan vardı.
Sonra Gelen Farkındalık
İlgili Yazımız: En hassas burç hangisi ?
Aylar geçti. O hasta iyileşti mi, ne oldu bilmiyorum. Ama onun bana bıraktığı şey çok daha kalıcıydı.
Bir gün yine hastanenin koridorunda yürürken durdum.
Bir hemşire yeni gelen birine aynı soruyu soruyordu:
“Koruyucu ekipman çıkarırken ilk önce hangisi çıkarılır?”
Ve genç biri cevap verdi:
“Eldivenler.”
O an hafifçe gülümsedim.
Ama içimden geçen şey gülümsemekten fazlasıydı.
Çünkü artık biliyordum ki bazı cevaplar, sadece doğru olduğu için değil, yaşandığı için önemlidir.
Ve ben o cevabı bir hastane koridorunda, bir bakışın içinde öğrenmiştim.