Aslın Hükmü Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından İnceleme
İstanbul’un karmaşası içinde, her gün farklı insanlarla yan yana geliyoruz. Kadın, erkek, yaşlı, genç, farklı etnik kökenlerden, sosyal sınıflardan gelen insanlar… Farklılıklar ne kadar da çok! Ama toplumsal yapıyı anlamaya başladıkça, hepimizin bir şekilde aynı soruyu sormadığını fark ettim. Aslın hükmü nedir? Bu sorunun cevabı, sadece biyolojik bir gerçeklikten öte, toplumsal yapılar, değerler ve özellikle sosyal cinsiyet anlayışıyla şekilleniyor.
Sokakta, toplu taşımada, işyerlerinde gözlemlediğim her bir sahne, bir şekilde bu sorunun içine çekiyor. İster istemez, bu soruyu hayatın içindeki her alanda soruyorum. Gerçekten de, toplumsal yapılar ve çeşitlilik üzerine düşündükçe, aslın hükmü sadece biyolojik bir determinasyon olmaktan çıkıyor, bir kimlik meselesine dönüşüyor. Peki, asıl olan nedir? Bu yazımda, aslın hükmü nedir? sorusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden inceleyeceğim.
Toplumsal Cinsiyet ve Aslın Hükmü
Toplumsal cinsiyet, sadece biyolojik cinsiyetin ötesinde, kültürel ve toplumsal rollerin ne olduğunu belirler. Çocukken, bana sıkça “erkek gibi olma” ya da “kız gibi davran” gibi kalıp ifadeler söylenirdi. O zamanlar, “aslın hükmü nedir?” sorusuna verdiğim cevap bu kalıplara dayanıyordu. Bir kız çocuğunun, toplumda nasıl davranması gerektiğine dair dayatmalar, aslında toplumun buna nasıl değer verdiğinin bir göstergesiydi. Cinsiyet rollerini hep biyolojik bakış açısıyla değerlendiriyordum.
Ancak, 29 yaşında bir yetişkin olarak, toplumsal cinsiyetin sadece bedenle ya da doğuştan sahip olunan özelliklerle ilgisi olmadığını fark ettim. Cinsiyet, toplumun ona yüklediği anlamla şekillenir. İstanbul’da her gün yürüdüğüm sokaklar, toplu taşıma araçlarında karşılaştığım insanlar, bir kadının sabah işe giderken yaşadığı zorluklar, bir erkeğin öfkesini yansıtan bakışları, aslında toplumsal cinsiyetin nasıl bir güç yapısı oluşturduğunu gösteriyor.
Mesela, bir sabah metroda, yanında bir erkeği gözetim altında tutan, çok büyük bir çantası olan genç bir kadının uğradığı tacizleri hatırlıyorum. Bir erkek, yanına yaklaşarak, sürekli ona rahatsız edici şekilde sesleniyordu. Kadın, sesini çıkarmak yerine sadece rahatsız olduğu vücut dilini gösteriyordu. O an, aslında o kadının “gerçek kimliği” ile toplumun ona yüklediği roller arasında bir çatışma yaşadığını fark ettim. Erkeklerin egemen olduğu bir toplumda, kadınların çoğu, hem fiziksel hem psikolojik anlamda daha fazla baskı altında. Aslın hükmü nedir? sorusunun cevabı burada; bir kadının toplumsal cinsiyet normları çerçevesinde yaptığı ve yapması beklenen davranışlar, onun “gerçek kimliğini” adeta hapsetmiş oluyor.
Çeşitlilik ve Farklı Kimlikler
İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde büyümek, birçok farklı kimlik ve kültürle iç içe olmak, insanın aslın hükmü meselesine nasıl yaklaşması gerektiğini değiştiriyor. Farklı etnik kökenlerden gelen insanları görmek, onların yaşadığı kültürel farklılıkları gözlemlemek, aslında bu toplumun ne kadar çeşitliliğe sahip olduğunu gösteriyor. Ancak, bu çeşitlilik bir arada yaşamak için çaba gerektiriyor.
Bir gün, Kadıköy’de bir kafede, üç farklı dilde konuşan bir grup insanla oturdum. Her biri farklı kökenlerden gelmişti ve her biri kendi kimliğine saygı duyuyordu. Ancak o gün, dışarıdan bir kişinin gelmesi, onları birleştiren toplumsal cinsiyetin etkisini aniden hissettirdi. Kadın, o grup içinde, daha pasif bir konumdaydı. Erkekler daha dominant bir şekilde seslerini duyuruyordu. İlerleyen saatlerde, grup içinde kadın olan kişi, birkaç kere kendini geri planda tutmaya çalıştı. O an düşündüm; toplum, bazen kimlikleri o kadar çok bastırıyor ki, bir kişi kendi “gerçek benliği”ni bulmakta zorlanabiliyor. Aslın hükmü nedir? Farklılıkların toplumsal cinsiyetle nasıl şekillendiğini, o kadının sustuğu anlarda fark ettim. Toplum, kimliklerin birbirine karıştığı, çok kültürlü yapısında bile, kadınları ve erkekleri bir şekilde farklı kısıtlamalarla sınırlandırıyor.
Sosyal Adalet ve Eşitsizlik
Sosyal adaletin sağlanması, farklı grupların bir arada yaşamasını mümkün kılar. Ancak, her zaman için toplumsal yapının eşit olma gibi bir amacı olmadığını gözlemlemek beni üzüyor. Kadınlar ve LGBT+ bireyleri, İstanbul’un caddelerinde ve sokaklarında çoğu zaman kendilerini güvende hissetmiyorlar. Özellikle, çalışma hayatında kadınların daha düşük ücretlerle çalıştırılmaları, işyerlerinde tacizle karşılaşmaları gibi sorunlar hala çözülmemiş durumda.
Bir akşam, Taksim’de yürürken, bir grup erkek arasındaki diyalogu duydum. Aralarındaki bir kadına yönelik söyledikleri, o kadının sosyal statüsüne dair belirgin bir önyargıyı ve haksız bir yargılamayı içeriyordu. O an, kadının da belki o sözlerin “gerçekten doğru” olduğuna dair bir psikolojik baskı altında olduğunu düşündüm. Biyolojik olarak kadın olan ama toplumsal olarak sürekli bir “aşağılanma”ya maruz kalan insanlar, aslında kimliklerini nasıl savunabilirler? Aslın hükmü nedir? Bazen sadece sosyal yapılar, sadece toplumun yüklediği roller, bir insanın kimliğini yaratıyor.
Sonuç: Aslın Hükmü Nedir?
Aslın hükmü nedir? sorusunun cevabı, toplumun tüm bireylerine göre farklılık gösterir. Toplumsal cinsiyet normları, etnik kimlikler, kültürel değerler, bir kişinin özbenliğini şekillendirir. Ancak bu, her zaman olumlu bir süreç değildir. İnsanlar bazen, sadece kendilerini bulmakta zorlanır, çünkü toplum onlara bir kimlik dayatır.
Aslında, sorunun cevabı çok basittir: Aslın hükmü, bireylerin kendilerini ifade edebilme özgürlüğünde ve toplumun onlara biçtiği rollerin ötesine geçebilmelerindedir. Toplum, cinsiyet rollerini, etnik kimlikleri ve diğer ayrımları belirlese de, her bir birey, bu kalıpların dışına çıkabilir ve kendi kimliğini inşa edebilir. Yani, aslın hükmü nedir sorusu, hepimizin kendi içsel dünyamıza ve dış dünyada karşılaştığımız zorluklara göre değişir.