Riskli Yapının Yıktırılması İçin Verilen Süre İçerisinde Yapıyı Tahliye Etmeyen Malik ve Kiracılar Hakkında Ne Yapılır?
Tahliye Etmeyenler: İzmir’de Bir Komedi
İzmir’in sıcak sokaklarında, sabahları güneşin yakıcı etkisiyle uyanan ben, birden aklıma bir şey takıldı. “Riskli yapının yıktırılması için verilen süre içerisinde yapıyı tahliye etmeyen malik ve kiracılar hakkında ne yapılır?” Bu kadar ciddi ve resmî bir soruyu, sabahın köründe neden düşündüm, bilmiyorum ama birden içimdeki komedyen uyanıp, bu durumu kafasında canlandırmaya başladı. Ne de olsa İzmir’de yaşıyoruz; her köşe başı bir hikaye, her sokağın bir komedisi var.
Şimdi düşündüm de, bu kadar da ciddi bir konuya mizah katmak ne kadar doğru? Ama işin içinde biraz drama, biraz da absürtlük olduğu için, her şey çok daha eğlenceli bir hal alıyor.
Malik ve Kiracı: Uyumlu Bir İkili
Biliyorsunuz, malik ve kiracı arasındaki ilişki, tıpkı bir sitcom karakteri gibi: bir yanda kuralcı, öbür yanda serbest ruhlu, biraz da kaytaran bir profil. Bu durumu aklıma getirince, sabah saat 9 civarı, ben yine kahvemi içip balkona çıkarken, komşum Halil amca aklıma geldi. Halil amca, 40 yıl önce yapmış olduğu apartmanını, bugün “riskli yapılar” kategorisinde görebiliriz. Yani, resmen yıkılmaya aday bir yapı! Ancak Halil amca, “Burası sağlamdır, ya ne olacak?” diye mırıldanarak sabah işe gitmekte.
Bir de o kiracılar var. Hani, biz “benim evim” diye çok sahipleniyoruz ya, kiracılar ise adeta orada ”kira öderken” bir başkalarına ne olur ne olmaz, “Yıkılmadan keyfini çıkaralım” modunda takılıyorlar.
Şimdi, bir yapının yıkılmadan önce tahliye edilmesi gerektiği kadar komik bir şey var mı? Hayatının sonuna kadar yaşadığın evi terk etmek zorundasın, ama sen orada kahve içiyorsun, başkalarına “Kimse orayı yıkmaya kalkmasın!” diye tepki veriyorsun.
Malikler ve Kiracılar: O Sıkıntılı Dönem
İçimdeki “kuralcı mühendis” böyle diyor: “Evet, riskli yapının yıktırılması için verilen süre içerisinde tahliye edilmesi şart. Eğer bu kurallara uymazlarsa, devletin bir müdahalesi, yaptırımı olabilir. Belediyeler, bu konuda ‘yıkım izni’ alır ve yapıyı zorlama ile boşaltabilir. Ayrıca bu konuda malikin ve kiracının yükümlülükleri farklı olabilir, kiracı devlet tarafından tahliye edilebilirken, malik için çeşitli cezai işlemler uygulanabilir.”
Bunu düşündükçe, gözümde Halil amca’nın eski apartmanının yıkılmaya başladığını ve kiracılarının korkarak dışarı fırladığını görüyorum. O an, evdeki televizyonun önünde bir şeyler izleyen kiracılardan birinin “Burası çok sağlam ya, buraya asla bir şey olmaz!” demesi gibi bir şey. Ama bir yandan da maliki uyandıran belediye görevlileri, Halil amca’nın “Ama bu bina 1980’lerden, sağlam!” lafına gözünü devire devire durumu anlatmaya çalışıyor.
Hani, ne yıkım işlemi? Asıl “yıkım” o an o bina değil, Halil amca ve kiracılar arasında yaşanacak komik diyaloglardan geliyor.
Yasalar ve Ceza: Her Şey Ciddileşiyor
Tabii, “içimdeki insan” ise biraz daha rahat yaklaşıyor bu işe. “Evet, durumu kafaya takmaya gerek yok,” diyor. “Belki biraz daha zaman vardır. Ya da, malikin kiracıyı tahliye etme çabaları başarısız olur. Sonuçta, tahliye etmek çok kolay bir şey mi?”
Ama aslında, olayın biraz da yasal boyutu var. Riskli yapıların tahliyesi konusu ciddiye alındığında, devlet belirli süreler veriyor. Eğer malik veya kiracılar bu süreyi aşarsa, cezai işlem uygulanabiliyor. Mesela, bir binada çok ciddi yapısal sorunlar varsa ve belediye tahliye işlemi yaparsa, kiracılar yasal olarak korunuyor, ama maliklerin yükümlülükleri başka.
Halil amca, “E, ne olacak? Ben buraya yıkılmadan taşınmam!” diyebilir belki ama sonuçta yasal süreçler devreye girecek ve o sürecin sonunda yıkım gerçekleşecektir. Belki bir gün Halil amca bir sabah uyanıp, “Vay be, yıkım gerçekleşmiş ve ben hala burada mıyım?” diye hayıflanacak.
Sonuç: Komik, Ama Ciddi
Neyse ki, İzmir’de komşu ilişkileri o kadar güçlü ki, bu tür “yıkılacak bina” meselelerinde bile komik sahneler yaşanabiliyor. Ancak bir yandan da şu gerçeği unutmamak gerek: Riskli yapının yıktırılması için verilen süre içerisinde yapıyı tahliye etmeyen malik ve kiracılar hakkında ne yapılır? Sorusu aslında çok ciddi bir mesele.
Sonuçta, malikin ve kiracının sorumluluğu olduğu gibi, devletin de kendine düşen görevleri vardır. Ama yine de her şey bir espri olmalı. Sonuçta, bu kadar komik bir durumu kimse düşünmemiştir değil mi? Hem yıkılacak, hem kahve içilecek, hem de insanlarla dalga geçilecek… İzmir’in bu gülen yüzü, böyle meseleleri biraz daha rahatlatıyor.
Evet, sonuçta bir yıkım var ama belki de tek yıkılacak şey, Halil amca’nın o “yıkılmayan” inançlarıdır. O yüzden, zamanında tahliye edemezseniz, devletin elini taşın altına koyması gerekecek, ama belki bir de eski apartmanın içinde kalan eski anılar yıkılacaktır.